Kayıtlar

2019 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

YAŞAMADAN BİLEMEZSİNİZ

Resim
Siz vicdanlı mısınız? Hepinizin vicdanını sorguladığını görüyorum. Tamam tamam... Vicdanlı olduğunuzu düşünüyorsanız ve empati yapma yeteneğine sahipseniz, işte tam aradığım insan türüsünüz. Buyurun, hoşgeldiniz. DUYGUDAŞLIK Empati yapmak için öncesinde vicdanlı olmak zorunda olduğunuzu biliyorsunuz sanıyorum? Olaylara başkasının penceresinden bakmak gerekiyor. Bu sayede duygudaşlık yapıp ortak oluyorsunuz.  Yanında olduğunuzu hissettirin bence çünkü aynı duyguları hissetmeniz mümkün değil. Anlamak zorunda değilsiniz yani, anlamaya çalışsanız yeter.  Zaten empati böyle bir şey. Çok ta zorlamayın kendinizi, içinizden geldiği kadar ki, gerçekçi olsun. Ay kendime çok gülesim geliyor bu satırları yazarken. Aslında bir düşünsenize, herkes birbirini anlamaya çalışsa ortalık toz duman olmaktan çıkar. Tabii böyle bir dünya yok. KENDİMİ VE HERKESİ SALMAK Kendinizle o kadar haşır neşirsiniz ki etrafınızda olan insanların yaşadıklarına ...

BİZİM ÖZGÜRLÜĞÜMÜZ SİZİN ÖZGÜRLÜĞÜNÜZ

Resim
Bir başkasının boyundurluğu altında yaşamak kadar kötüsü var mı? Birine bağlı yaşamak zorunda kalmak, muhtaç olmak... Kişinin kafası çalışıyor ama elinizi, kolunuzu, bacağınızı hareket ettiremiyorsunuz. Bir an aklınızdan geçirmeye ne dersiniz? Cesaretiniz var mı? Giriş korku filmi gibi mi oldu? Amacım sizi ürkütmek değil ama bunlar hayatın cilveleri. Yapacak bir şey yok. Söylemeden olmaz. Bu tarz olayların her ne kadar içinde de olsam, düşününce içim bir tuhaf oldu, ama sizlerin bu konuda bilgi sahibi olmanız şart. Hareket özgürlüğü olan birinin hareket özgürlüğü olmayan birine vereceği desteğin önemi büyük. BAŞA GELEN ÇEKİLİR Size yardım eden kişi dünya tatlısı bir insanda olsa; eşiniz, anne babanız, kardeşiniz ya da çocuğunuz bile olsa hiç farketmez 'insan eti ağırdır' arkadaşlar. Bir yerden sonra patırtılar, çatırtılar, ağız burun kıvırmalar. Karşınızdaki kişinin bir isteksiz halleri; hani 'zorunda olmasam hayatta yapmam' gibilerinden bir hal...

NEYE VE KİME GÖRE ENGELLİ?

Resim
'Engelli' kelimesinden nefret ediyorum. Yürüyememek değil de, en acı gelen şey, bu kelimeye maruz kalmak. En başından beri kendimi hiç 'engelli' olarak görmedim. Ben görmedim diye hepimiz böyle görmüyoruz diye bir şey yok tabii, çünkü bazılarımız bu ve benzeri kelimelerin kendilerine söylenmesinden hiç rahatsızlık duymayabilir. "Yürümediğimi kabul etmiyorum" demiyorum dikkat ederseniz, tam aksine dibine kadar vaziyetimin farkındayım ama kendimi bu kategoriye uygun bulmuyorum. Çok ağır değil mi? İnsana kendini kötü hissettiren, yerden yere vuran... Neden mi? Çünkü çoğu normal sağlıklı, yürüyen insana nazaran ben çok daha gayretliyim yaşamın tadını almak konusunda. Kimseden bir eksiğim yok, artım çok. Bir gün bilmem yataktan geç kalkıp keyif yaptığımı, yan gelip yattığımı, hafta sonları da dahil.  Eee neden 'engelli' oluyorum ben ve benim gibiler? Bence 'engelli' kim biliyor musunuz? Sağlığı son derece yerinde olup, bütün uzuv...

TEKERLEKLİ SANDALYEDE HAYAT BİR BAŞKA

Resim
Engellileri anlamak için engelli mi olmak gerek? Anlamak zorunda değil kimse, tamam, ama anlamaya çalışmak, yani empati yapmak bu kadar zor olmamalı bence. Yürüyen, genç, gayet sağlıklı bir insanın herhangi bir kaza sonucu kendini bir anda tekerlekli sandalyede bulmasının o kişiye nasıl bir anlam yüklediğini bizzat yaşayan biri olarak bahsedersem, biraz olsun fikir sahibi olacağınızı umuyorum. TEKERLEKLİ SANDALYEMLE TANIŞTIM Kazadan aylar sonra evdeydim. Bir gün babam,   tekerlekli sandalyeyle geldi. “Bu sandalyeyi iki aylığına kiraladım, sen iki aya kadar yürürsün zaten” dedi. (Meğer nasıl tepki vereceğimi bilemedikleri için “sandalyeyi satın aldık” demeye tereddüt etmişler.)Ben iki ay ne demek, birkaç haftaya yürürüm sanıyordum. Haftaların ayları, ayların yılları takip edeceğini aklımın ucundan dahi geçirmiyordum. Yaklaşık beş ay yatağa mahkum yaşayan biri olarak oturmaya başlamak, çok acı ve yorucuydu. Belim kırıldığı için omuriliğimden iki kere ameliyat olmu...

ENGELLERE TAKILMAYALIM

Resim

Vazgeçmek Geçmek

Resim
Zamanı geldiğinde vazgeçmek gerek; ortalığı kirletmeden, dağıtmadan... Bazen gerektiğinde ve bazen de gerekmediğinde vazgeçişlerimiz vardır bizim ama bir şeylerden öyle haybeye vazgeçmek hiç de hoş olmayabiliyor değil mi? Verdiğimiz kararın doğruluğu, yanlışlığı kendimize kalmış olduğundan sonuçlarına da kendimiz katlanıyoruz. Her ne kadar özgürlüğün ilk ve son adımı olsa da, öyle 'ben özgürüm de istersem vazgeçerim' gibi değil de, az biraz daha sakin, düşünerek alınmış bir karar verirsek süper olur çünkü öyle 'hurra' diye alacağımız bir karar değil bu. Hayat mayat meselesi olabilir bazı vazgeçişlerimiz. Önceleri bir dergide yazıyorken istediğim olmadı diye, milletin de gazıyla aniden yazmaktan vazgeçmiştim. Sabrıma yenik düşmüştüm. Sonrasında aklım başıma gelse de iş işten geçmişti. Beni tekrar kabul etmediler. Çok komik ya... Bende sanıyorum ki 'beni tek bir lafımla geri alırlar ya da başka alternatifleri değerlendiririm) Her zaman sandığımız gibi ...

BOŞ VER KALBİM

Resim
Sil baştan başlayalım.Yine yeni yeniden... Olmuyorsa oldurmaya çalışmayalım. Olduğu yerde bırakalım. Zorlamayalım. Zorlamaya gerek varsa orada muhakkak bir sıkıntı vardır da ondan diyorum. Ben kendimden biliyorum. Aşırı zorlarım bazen, çözüme kavuşmak, sonuca ulaşmak için. Boş vermeliyiz, Sineye çekmeyi bilmeliyiz. Kafamızı dolup taşma noktasına getiren her şeyi boş olarak geri iade etsek mi diyorum? Nasıl rahatlarız var ya. Sakinlik, huzur ardı sıra gelir işte o zaman. 1997'den beri Budizm eğitmeni olan Tara Springett'e göre birçoğumuz içimizdeki  boşluk duygusunu gerekli gereksiz şeylerle doldurmaya çalışıyoruz. Bu işlevi panikle yapmamız dolayısıyla ölçüp tartmaya zaman tanımıyoruz kendimize. Aşksa aşk olsun, yiyecek,  içecek, her şey olsun ama o boşluk bir şekilde dolsun değil mi? Cidden bi kendimize soralım mı? Yani bence çok doğru bir tespit bu. Bayıldım. Bende içimdeki boşluğu doldurmanın bin bir yolunu aramadım değil, bir sürü yanlış seçimle...

KENDİNE GÜVEN

Resim
Önce bir kendinize güvenin sonra başkalarına. Başkaları derken, şöyle bir ölçüp tartmak lazım. Güveneceğiniz kişiyle ne kadarlık bir geçmişiniz olduğu önemli. Ortak tanıdıklarınız sizinle aynı fikirde mi? En yakınlarınızdan biri mi? En güvendiklerinizden biri mi yoksa? Tabii neden olmasın? Herkes olabilir. Belki de daha önceleri hiç tanımadığınız ama sizde ilk görüşte güven hissini uyandıran herhangi bir şahsiyet. İnsanlar hayatta hep güven duyacakları birilerini arıyor olsa da, bazen seçimlerinde yanılabilir hatta çoğu zaman demeli miyim bilemedim? Güvenmeden hayatın tadını almak mümkün olmuyor. İnsanların ortak hareket edebilmelerini sağlayan en önemli unsurlardan biri “güven duygusu”. Lafta kimse kimseye güvenmiyor ama güvenmeden de yaşanmıyor. Herkesin hayatında güvendiği dağlara karlar yağmaya devam ediyor. En güvenilmez insana bile gün geliyor güvenmek istiyor olabilir misiniz acaba? Kime, hangi konuda güveneceğinizi kestirebiliyor musunuz? ...

HAYAT ŞİMDİ

Resim
Kış bitti. Soğuk günler geride kaldı. Şimdiyi düşünüyorum. Hava mükemmel. Bahar mı geldi ne? Odamda camın kenarındayım. Erik ağaçları çiçek açtı. Kıtır kıtır can erik mevsimi geldi de çattı. Şu an çok mutluyum, e vet. Şimdi, şimdiyi yaşıyorum. Ne geçmişi düşünüyorum ne de geleceği dert ediyorum. HER AN MUCİZEVİ BİR AN   ‘Mutlu olmak için beklemeyin’ derim. Bulunduğunuz an, mutluluğun tek sebebi. Şimdi mutlu olun. Mutluluğu geleceğe taşımak, anı yaşamaya engel olur çünkü. Mutluluğun daimi olması için şimdiye teslim olmak gerekir. Kendinizi rahat bırakın. Nefes alışverişlerinizin keyfini çıkarın. Anı yaşayan insan mutlu olur. Tasalanması gereken ne bir geçmişi ne de geleceği vardır. Tam aksine buradadır, şimdiyi yaşıyordur. Düne dair ne varsa dün de kalmıştır. Ee… Dün dün de kaldıysa, yarının garantisi yoksa bugünü, şu anı yaşamak olmalı değil mi amaç? Geçmişi ya da geleceği hiç düşünmeyelim demiyorum ama geçmişte kalan, geçmişinden bir türlü kurtulama...