HAYAT ŞİMDİ
Kış bitti. Soğuk
günler geride kaldı.
Şimdiyi
düşünüyorum.
Hava
mükemmel. Bahar mı geldi ne? Odamda camın kenarındayım. Erik ağaçları çiçek
açtı. Kıtır kıtır can erik mevsimi geldi de çattı.
Şu
an çok mutluyum, evet.
Şimdi,
şimdiyi yaşıyorum.
Ne
geçmişi düşünüyorum ne de geleceği dert ediyorum.
HER AN MUCİZEVİ BİR AN
‘Mutlu olmak için beklemeyin’ derim.
HER AN MUCİZEVİ BİR AN
‘Mutlu olmak için beklemeyin’ derim.
Bulunduğunuz
an, mutluluğun tek sebebi. Şimdi mutlu olun. Mutluluğu geleceğe taşımak, anı
yaşamaya engel olur çünkü.
Mutluluğun
daimi olması için şimdiye teslim olmak gerekir.
Kendinizi
rahat bırakın. Nefes alışverişlerinizin keyfini çıkarın.
Anı yaşayan insan mutlu olur. Tasalanması gereken ne bir geçmişi ne de geleceği
vardır. Tam aksine buradadır, şimdiyi yaşıyordur.
Düne dair ne varsa dün de kalmıştır.
Ee…
Dün dün de kaldıysa, yarının garantisi yoksa bugünü, şu anı yaşamak olmalı
değil mi amaç?
Geçmişi
ya da geleceği hiç düşünmeyelim demiyorum ama geçmişte kalan, geçmişinden bir
türlü kurtulamayan insanlar var.
Şimdiki
an ile geçmişini durmaksızın kıyasa sokan, geçmişinden yakasını paçasını
kurtaramayan insanlar çoğunlukta.
Hele bir de durmaksızın geleceğini planlayanlar yok mu, illet oluyorum öylelerine.
Şimdinin
güzelliğini hissederek, doyasıya yaşamak, anın keyfini çıkarmak varken
geçmişten ve gelecekten uzaklaşmak en
iyisi değil mi sizce?
ANI YAŞAMAK VAR ANI YAŞAMAK VAR!
Bu iki kavramı birbirinden ayırmak gerekiyor.
Fizyolojik
ve psikolojik an.
Fizyolojik
olarak şu an buradayız belki ama psikolojik olarak çok eskilerde ya da
uzaklarda olabiliriz. Hem fizyolojik hem de psikolojik olarak burada
olduğumuzda şimdiyi yaşıyoruz demektir.
AKLINIZ BURADA BENİMLE OLSUN.
Geçmişte yaşadıklarımızdan kazanımlarımız geleceğimiz için kullanacağımız düşünce birikimleridir. Geçmişten ders alarak ve geleceği planlayarak, anı gerçekten yaşayanlar için hayat daha bir eğlenceli olur.
‘Kötü diye bir şey yok’ diyorlar.
‘Nasıl olmaz’ diyorum?
Her
şey olması gerektiği gibidir. Nasıl bir hastalık, ölüm ya da berbat bir kaza
haberiyle mutlu olmak mümkün değilse o anı kabul edip olduğu gibi olmasına
izin vermek mümkün.
Bütün
olayların içinde öğrenilmesi gereken saklı bir ders var.
'BAŞA GELEN ÇEKİLİR' değil!
O an başa gelen talihsiz bir olay karşısında direnç göstermenin bir manası yok.
KAÇMA, KABUL ET ve sonuna kadar yaşa.
Direnç
gösterdiğimiz zaman, o anı kabul etmemiş oluruz.
Farkında
olmadan kendimizi daha büyük bir çıkmaza sokarız, ta ki zaman geçtikçe direnç
sarfetmenin hiç bir anlam yüklemediğini fark edene kadar.
Şimdiye direnç göstermek, insanın kendisine zarar vermesine olanak sağlamaktan başka bir şey değil.
Hiç
unutmuyorum, geçirdiğim trafik kazasından tahminen bir sene sonra falan, annem demişti ki:
'Yürümediğini
kabul et Sinem. Yürüyormuş gibi davranmak sana zarar verir, yapamayacağın şeyleri
gördükçe daha çok üzülüp, çıldırırsın. Bu durumunu kabul ettikten sonra tekrar
yürümek için elinden geleni yap.'
(Tabii
annemin bu söylediklerini çok sonra kavrayabilsemde tekrar yürümek için tüm direncimle çalışmaya başlamıştım bile)
Gerçekten
böyle konuştuğuma bakmayın. Başlarda çok zorlanmıştım. Neyi, nasıl düşüneceğimi
hiç bilmiyordum. Haybeye yaşıyordum işte.
ŞİMDİYİ BAĞIŞLAMAK geçmişi bağışlamaktan bin kat daha önemli.
Düşünceler
sayesinde; olumlu, olumsuz olayları üzerimize çekeriz ya hani. İşte olumsuz bir olay yaşandığında susup,
içimizde saklarsak günün birinde
önümüze tekrar kötü bir olay çıkmasına sebep yaratmış oluruz.
Gerekirse
hıçkıra hıçkıra ağlayacağız, içimize atmayacağız. Sonucunda da şimdiyi
bağışlamış olacağız.
İyi- kötü olayların hepsini olduğu gibi kabul ettiğimiz sürece, o an affederiz.. Gelecekte bir pürüz oluşturmaz bunun yanında zaman zaman aklımıza takılan bir sorun olmasından da kurtuluruz.
Şimdiyi
bağışladığımızda, geçmişte bağışlanması gereken, bilinçaltında yatan birikimler
olmaz.
Kin, nefret şimdiyi bağışlamamaktan kaynaklandığı gibi geleceğe de taşınır. Oysa hemen şimdi canımızın sıkıldığı her durumda o anı değiştirme çabasına girmeden olduğu gibi kabul edebilirsek gelecekte önümüze çıkan bir problem oluşmasına engel oluruz.
HUZUR, MUTLULUK VE MUTSUZLUĞUN ÖTESİNDE YER ALIR.
Mutluluk
ve mutsuzluk olumlu ya da olumsuz koşullara dayanır. Huzur için aynısı geçerli
değil.
Direnmeyi bırakıp kabullenmek için bayağı acı, ıstırap çekmek gerekir. Acı gerçekleri kabul ettiğimizde, kabul edip bağışladığımız zaman iç huzurumuz kendiliğinden gelir.
Istırap,
iç huzura dönüşür.
Şimdi,
hemen kabul ettiğimiz her şey, o an huzur verir.
Geçmişin
hiçbir gerçek payı yok. YAŞANDI BİTTİ.
Bu durum şimdiki anın mucizesi.
Şimdinin gücünü yaşamak için kendimizi şimdiye bırakmalıyız.

Yorumlar
Yorum Gönder