BOŞ VER KALBİM


Sil baştan başlayalım.Yine yeni yeniden...

Olmuyorsa oldurmaya çalışmayalım. Olduğu yerde bırakalım. Zorlamayalım.
Zorlamaya gerek varsa orada muhakkak bir sıkıntı vardır da ondan diyorum.
Ben kendimden biliyorum. Aşırı zorlarım bazen, çözüme kavuşmak, sonuca ulaşmak için.
Boş vermeliyiz, Sineye çekmeyi bilmeliyiz.
Kafamızı dolup taşma noktasına getiren her şeyi boş olarak geri iade etsek mi diyorum?
Nasıl rahatlarız var ya. Sakinlik, huzur ardı sıra gelir işte o zaman.

1997'den beri Budizm eğitmeni olan Tara Springett'e göre birçoğumuz içimizdeki boşluk
duygusunu gerekli gereksiz şeylerle doldurmaya çalışıyoruz. Bu işlevi panikle
yapmamız dolayısıyla ölçüp tartmaya zaman tanımıyoruz kendimize.
Aşksa aşk olsun, yiyecek, içecek, her şey olsun ama o boşluk bir şekilde dolsun değil mi?
Cidden bi kendimize soralım mı?
Yani bence çok doğru bir tespit bu.
Bayıldım. Bende içimdeki boşluğu doldurmanın bin bir yolunu aramadım değil,
bir sürü yanlış seçimlerle. Olay, kendimizi kandırmaktan geçiyor.
Üstüne üstelik bir de bağlanmıyor muyuz seçimlerimize?

DOĞAMIZDA VAR BAĞLANMAK
Sonrasında bağlandığımız her neyse boş vermek ölesiye zor geliyor çoğu zaman.
Böyle zamanlarda ‘boş ver’ manasıyla dolu muhteşem, eski bir şarkı önerebilirim mesela.
Var ya eskiden nasıl dinlerdim bu şarkıyı bayıla bayıla. Boş vermem gerektiğinde,
inanılmaz tetiklerdi beni. Hem dinlerdim hem de bağıra bağıra eşlik ederdim.
Gökhan Özen’e sevgilerle. Ne güzel de yazmış:
'Boş ver kalbim. Aşklara boş ver. Yıllara boş ver…'

İnsanları, kendimizi ya da yaşananları değiştirmeye çalışmak ta neyin nesi?
Neden boş veremiyoruz biliyor musunuz?
Nedeni çok basit, kabullenmiş olmaktan korkuyoruz. Ama  boş verdiğimiz
zaman üzerimizdeki tüm yükü fırlatıp yolumuza
devam etmenin hazzını yaşamak gibisi yok. Boş verdiğimizde kabullenmiş olup
olmamanın da gram önemi kalmaz. Ne olursa olsun, umrumuzda olmaz çünkü, biz
elimizi  ayağımızı çekmişizdir bir kere. Geri kalan işi hayatın akışına bırakmışızdır
kendiliğinden.
En güzeli, en temizi değil mi? Kimseyi yormadan ve yorulmadan.

Çare bulamadığımız an, boş vermeyi alışkanlık haline getirmeliyiz.
Bazen boş vermeyip 'illa kendim halletmeye çalışırım' diyebiliriz tabii. Kolay gelsin. Yazık olur bize. Hele de olaylar dayanılmaz olup, doruk noktasına ulaştığında kafa olarak kaçıp kurtulmamız lazım oradan. Kalınca ne oluyor sanki? Acı gerçeklerle uğraşmak hoşumuza gitmiyor heralde.
Boş verene kadar çektiğimiz çileye yanıyoruz sonra.
Boş verelim, olduğu yerde bırakalım, terk edelim, gidelim oradan. Kaybedeceğimiz
ne varsa kaybettik, kazanacağımızı da kazandık zaten. Arkamıza dönüp bakmak
bile gereksiz geliyor işte o zaman.
O ana kadar olan her şeyi kabul edip sonrasına bakalım.
Söylemesi kolay mı? Kolay tabii ama gerçekten boş verdiğimizde daha da kolaylaşır her şey.
Yeni bir gün doğar; yeniden başlamak için.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

EYLEM HAYATTIR

DENİZ KOKUSUNA İNAN, UMUT MAVİDİR...

BİR TANECİK ADAMIM