ENGELLERE TAKILMAYALIM



Gayet okkalı ve hepinize ibret olabilecek bir hikayem var. Öncelikle hayatta kalmam bir mucizeyken ardından beynimin işliyor olmasının apayrı bir mucize olduğundan mı bahsetmeliyim? Hiç öyle dandik bir trafik kazası geçirip basit sıyrıklarla atlatan biri de değilim ayrıca. Yoksa burada, sizlerin karşısında olmam mümkün olmazdı mazallah? Belim ve bacaklarım kırıldı. Hem beyin felci hem omurulik felci geçirdim. Şuurum üç ay sonra geldi. Beyin travmasından ötürü sol kolumda felçti.
Bütün bu olumsuzluklara rağmen hayattayım ve hayat doluyum. En büyük amacım da tekrar eski sağlığıma kavuşmak. Bunun için ne kadar çok çabalıyor olsam da yürüyemediğim taktirde yaşamımın hiçbir anlam taşımayacağı karamsarlığında değilim artık. Bu süreçte insanın kendisine destek olan yakınlarının varlığı da büyük şans! Her an yanımda olduklarını bildiğim ve hissettiğim annemle babama ne desem, nasıl teşekkür etsem az.

Yaşamımın büyük bölümünü tekerlekli sandalyede geçiren ben, bunun hem iyi tarafları hem de kötü tarafları olduğunu düşünüyorum. Böyle söyleyince çok şaşırdığınıza eminim. Nasıl iyi tarafı? Böyle bir şeye olanak tanımıyorsunuz değil mi? Bence bulunduğumuz durumu her iki yönden de değerlendirirsek iyi olmaz mı? Hep kötü taraflarına odaklanacak değiliz ya?

BİZ ÖZELİZ

Etraf engellerle dolu ama toplum onları görmeyip bize “engelli” kelimesini yapıştırıp geçmeyi seçiyor. Niye? Çünkü o daha kolaylarına geliyor. Oysa yapılması gereken şey; öncelikle engelleri kaldırmak için harekete geçmek.

Elimizden geleni yapalım yapabiliyorsak, şikayetlerimizi,isteklerimizi dile getirelimHakkımızı arayalım, sorunlarımızı gerekli mercilere bildirelim tamam ama bu kadarla bitmiyor maalesef. “Evet” dediğinizi duyar gibiyim. Buna karşın asıl önemli olan kötü şeylerin üzerinde takılı kalıp hayatı kendimize zindan etmemek olmalı bence.
Hayat zaten yeteri kadar zor, bizim gibi bedensel özgürlüğü olmayan insanlar için iki, üç katı belki çok daha fazla zor ama mücadele etmekten başka çaremiz yoksa başka ne yapabiliriz?
Zihinsel özgürlüğümüz olduğu takdirde bulunduğumuz duruma üzülmekten ziyade bardağın dolu tarafına bakmayı seçmeliyiz. Olduğumuzla yetinmeyi öğrenirsek en başta, yani vaziyetimizi zorluklarıyla kabul edersek sonrasında kendimize uygun bir düzen belirleriz ve kendimizi daha iyi hissederiz (benim gibi).
Her insan birbirinden farklıdır bir kere. Biz daha özeliz. Başkalarından beklediğimiz özeni önce biz kendimize göstermeliyiz.

EVDEN ÇIKMAMAK DA NEYMİŞ?
İşe gitmiyorsak, her gün dışarı çıkmak zorunda değiliz tabii ama haftanın belirli günleri belirli yerlere gidebiliriz mesela. Hiç olmadı kapının önüne çıkabiliriz. Önemli olan varlığımızı herkese göstermek değil mi? Evde saklı gizli kalırsak, kimsenin de aklına gelmeyiz. “Bir sorun yok” diye düşünürler. “Alan memnun satan memnun” mantığı kabul ederler, işlerine gelir.

KAZADAN ÖNCESİ VE SONRASI
Geçirdiğim trafik kazasından önce, eve sadece uyumak ve üstümü değiştirmek için giren bendeniz, kazadan sonra evde ne kadar çok vakit geçirdiğime ve neler yaptığıma gelirsek büyük bir hayret ve hayranlıkla karşılayacağınızı düşünüyorum. Hiç boş durmuyorum. Yaptığım fizik çalışmalarımdan geri kalan vaktimi de gayet dolu ve iyi değerlendiriyorum. Elimden geldiğince sosyal ortamlarda da yer almaya çalışıyorum.

İNSANLAR NE DİYECEĞİNİ BİLMİYOR BAZEN.
Yaz mevsimi Ayvalık Artur’dayızEvden çıktım ve dik bir rampanın önüne geldim. Rampanın iki yanında benim tutunmam için demirler var ama oraya her gittiğimde sağıma soluma bakıyorum ki biri varsa yardım eder diye. Maksadım kendimi zorlamamak ve ellerimi pisletmemek.
Karşımda balkonda yaşlı bir adam telefonla konuşuyordu. Konuştuğu kişiye sessizce: “Sakat bir kız var, ben ona yardım edeceğim” dedi ve telefonu koyup yanıma geldi hızlıca. Her zamanki gibi biraz havaya girdim başta “ben çıkabilirim, teşekkürler” diye. Israr edince hemen kabul ettim. (Fazla naza gerek yok) Rampayı çıktıktan sonra teşekkür ettim ve “ben sakat değilim” diyerek uzaklaştım. Adam bu lafımı çok içerlemiş olduğundan eşiyle birlikte sabaha kadar dert edinmişler. Komşulardan birine bahsedip, bizi evlerine davet ettiler.
Benden özür diledi bu adam, “ben nasıl böyle bir hataya düştüm” diye.

BU DAHA NE Kİ?
Ben size en usturuplu hikayelerimden birini anlattım. Yoksa “senin beynin sakat” diye çığlık çığlığa bağırdıklarımdan bahsedersem ayıp olur.

BEN BİR ÖRNEĞİM
Şöyle düşünün; ben yürüyen koşan bir kızdım. Deli dolu, oradan oraya koşturan, yorulmak nedir bilmeyen… Sonra aniden bir trafik kazası geçirdim. Yürüyemez oldum. Tekerlekli sandalyede yaşamımı devam ettirmek zorunda kalan biri oldum. Suç mu?
Ben ve benim gibi insanlar için; bazı kelimeleri kullanmadan önce biraz dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum. “Kendinizi bizlerin yerine koyarak düşünün ve konuşun” istiyorum. Çok şey mi istiyorum?

SORUN GERÇEĞİ ALGILAYAMAYAN İNSANLARDA.
Ya düşünün bir kere, büyük şehirlerde yaşayanlar için artık her yerde dolu alışveriş merkezi var. Tekerlekli sandalyede olanlar ve yürüme zorluğu çekenler için dümdüz yollar, asansörler, engelli tuvaletleri, rampalar... Daha ne olsun? Muhteşem. Demem o ki; eski zamanlarda yaşayanlara kıyasla çok şanslıyız. Hem insanların bu konudaki farkındalığı süratle artış gösteriyor olsa da bazıları neyin kafasını yaşıyorsa artık anlayabilmiş değilim.Haberlerde hep asansör önünde bekleyen tekerlekli sandalyede insanlara öncelik tanınmayıp gayet yürüyen sağlıklı insanların onları hiçe sayarak asansöre binme yarışına girdikleri gösteriliyor.
Ayaktaki insanları boğasım geliyor. Ya izin vermeyelim bilinçsiz insanlara. Geri planda kalmayalım. Hakkımızı sonuna kadar arayalım arkadaşlar. Gerekirse bağırıp, çağırıp sesimizi duyuralım n’olur.

TEKERLEKLİ SANDALYEDE OLMANIN EN GÜZEL TARAFLARINDAN BİRİ DE;
Kasalarda boylu boyunca kuyruk olduğu zamanlarda, kendime güvenen tavrımla(içimden kahkahalar atarak) direkt kasanın en önüne gidip hiç sıra beklemeden hesap ödemenin hazzını anlatamam. Hele de yılbaşı, bayram günleri falan harikulade... Bir keresinde “bir dakika ben kaza geçirdim” diye diye sıranın en önüne geçmiştim. Mağazanın dışına kadar taşan bir kuyruk vardı, ne yapayım? Millet bana “geçmiş olsun, geçmiş olsun” demekten başka bir şey diyememişti. Ben yine içimden gülerek hesabımı ödeyip çıkmıştım.

KEYFİNİ ÇIKARTALIM.
Biraz gülsek, hayatı daha eğlenceli hale getirsek kötü mü olur? “Yüzümüzü asmayalım” diyorum. Yanlış mı söylüyorum? Etraf bize bakıyormuş; baksınlar! Güzelliğimizden bakıyorlar. Biz de onlara bakalım “ne bakıyorsun?” der gibi. Mesela ben tekerlekli sandalyede yakışıklı birini görünce bayılıyorum, hayran kalıyorum.
Şu dünyada bizim herkesten çok kendimizle gurur duymamız gerektiğine eminim çünkü hayatın zorluklarıyla fazlasıyla mücadele ediyoruz.

Yorumlar

  1. Bu gün fark ettim sizi. Habertürk olayı nedeniyle. Hemen bloğunuza girip yazılarınızı okumaya başladım. Ben yaklaşık 30 senedir sandalyede yaşayan engelli bir insanım. Atmışlı yaşlarımı idrak ediyorum. Yıllardır kişisel olarak engelli sorunları ile ilgilenmekteyim. Kişisel diyorum ancak büyük hevesle örgütlü çalışmanın değerini bildiğimden bir süre STK olarakTOFD.de çalıştım. Ancak faaliyetleri ve yaklaşım farklılığı nedeniyle pek haz almadım. Gezmeye görmeye meraklı bir insan olarak uzun süredir engelli turizmi ile ilgilenilmiyor. "engelsizseyyah.com" adlı sitemde gezi notlarımı ve görüşlerimi diğer engelli insanlara yardımcı olmak,onları dışarıya çıkmaları ve gezmeleri konusunda teşvik ediyorum. Geri dönüşlerden insanların ilgisini fark ediyorum. Sizi takipte olacağım, ama sizinde katkılarınızı bekliyorum.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

EYLEM HAYATTIR

DENİZ KOKUSUNA İNAN, UMUT MAVİDİR...

BİR TANECİK ADAMIM